Advert
Küreselleşme
Niyazi Ergün PARLAT

Küreselleşme

Bu içerik 908 kez okundu.

Küreselleşmeyi Ergin Yıldızoğlu, emperyalizmin yerine kullanılmaya başlanan bir kavram olarak tanımlar. Bu adla anarak, ona sevimlilik kazandıracak bir maske takılmış oluyor. Aynı zamanda, kuyruğunu yiyen bir yılana benzetilir küreselleşme.

Tarihin bütün dönemlerinde, tüm toplumlarda çoğunluk, hep bir azınlık tarafından yönetilmiştir. Dünyadaki tüm şirketlerin % 1’i, küresel ekonominin yaklaşık % 50’sini kontrol etmektedir.

Küreselleşmenin egemen olduğu ülkelerde, ekonomik krizler hep önlenir, ama buralara özlenen refah bir türlü gelmiyor. Ayrıca küreselleşmenin bir türlü önüne geçemediği en büyük sorunlardan birkaçı şunlar: Küresel terör, insan ve uyuşturucu kaçakçılığı ile açlık ve yoksulluk sorunlarının çözümü.

Afganistan ve Irak işgalleri, El Kaide bahane edilerek gerçekleştirildiğine göre, uluslararası terör ve vekalet savaşlarının tümüyle bitirilmesi neredeyse olanaksız gibi görünüyor.

Diğer bir sorun da kadın hakları. Doğal olarak bu sorunun çözümü için, önce insan haklarının savunulup korunması gerekiyor.

***

Sovyetler Birliği çöktükten sonra, ABD dünyanın en büyük gücü oldu ve aynı zamanda demokrasi ve insan haklarının bir numaralı savunucusu. Ancak bu ülke; ulusal çıkarlar, enerji bölgelerinin kontrolü ve tüm dünya üzerinde etkinliğini arttırması söz konusu olduğunda, bu ilkelerinden ödün vermekte hiçbir sakınca görmüyor.

Çin, ürettiği ucuz malları ABD’ye satıp, kazandığı paraları yine bu ülkenin tahvillerine yatırıyor. Böylece bir saadet zinciri kurulmuş oluyor.

İkinci dünya savaşı sonunda Stalin Türkiye’den; İstanbul, Kars ve Ardahan’da üsler kurulmasına izin verilmesini ister. Yöneticilerimiz buna izin vermez ve ABD’ye yanaşır. Böylece batı bloku içinde yer almamızın yolu açılmış olur.

Küreselleşme yanlısı bazı bilim adamı ve ekonomistler, küreselleşmenin dünyadaki herkesi, özellikle de yoksulları zenginleştirecek bir güç olduğunu ileri sürmekte ise de, ben bu görüşe katılmıyorum.

Çünkü bu gerçek olsaydı; işsizlikte ve yoksullukta gözle görülür düzeyde bir azalma olması gerekirdi.  Oysa tam tersine;  bilimsel araştırmaların sonuçları, istatistikler, işçi sendikalarının saptamaları ile yazılı ve görsel medyada yer alan haberlere göre işsizlik, açlık ve yoksullukta azalma değil, artışlar söz konusudur.

Gerek az gelişmiş olan, gerek otoriter liderlerce yönetilen ve gerekse işgal altında bulunduğu için demokrasi ve özgürlüğü mumla arayan ülkelerin ekonomileri bir krizden diğerine sürüklendikçe; İnsanlar açlık, barınma, işsizlik, yoksulluk ve can güvenliğinin olmayışı gibi sorunlar nedeniyle canları pahasına Batılı Ülkelere doğru dalgalar halinde göç etmeye çalışmaktadırlar.

Oysa yıllar önce Francis Bacon; “Para, gübre gibi çevreye yayılmazsa işe yaramaz,” demiştir. Ne yazık ki, geçmişte her şey adaletsizce dağıtıldığına göre, gelecekte de ne olacağı belli.

John Gray, Sahte Şafak isimli kitabında şöyle diyor: “Yeni teknolojilerin tüm dünyaya yayılması, insanların özgürlüğünü geliştirecek şekilde yürümüyor. Bunun yerine, piyasa güçlerinin, toplumsal ve siyasal denetimden kurtulmasıyla sonuçlanıyor. Dünya piyasalarına bu özgürlüğü vermekle,  küreselleşme çağının, kölelik çağına geri dönüşlerden biri olarak hatırlanmasını kesinleştirmiş oluyoruz.”

Zygmunt Bauman’ın anlatımı ise şöyle: “Yiyeceğin bol olduğu yere gitmek isteyen açlar, büyük paralar ödeyerek sonunda kendilerini “çatık kaşlar”ın beklediği yolculuklarına çürük teknelerle, kimliksiz çıkarken; zenginler uçakların birinci mevkilerinde şampanyalarını yudumlayarak küreselliğin tadını çıkarıyor.”

Peki, nasıl bir küreselleşme istiyoruz?

Gerçek küreselleşme, adil olandır. Yoksulluğu ortadan kaldıran, huzur veren, insani ve kültürel değerleri yok etmeyen bir küreselleşme olmalıdır. Zengin ile yoksul arasındaki uçurumu kapatacak bir küreselleşme istiyoruz.

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Pele’nin gözyaşları 1’inci oldu
Pele’nin gözyaşları 1’inci oldu
Tarsus'ta şahmeran etkinliği sona erdi
Tarsus'ta şahmeran etkinliği sona erdi