Ürettiğimizden çok tüketiyoruz…
Niyazi Ergün PARLAT

Ürettiğimizden çok tüketiyoruz…

Bu içerik 802 kez okundu.

 

Ürettiğimizden çok tüketiyor, kazandığımızdan çok harcıyoruz. İnsanlarımızın % 45’i, gelirinin üzerinde para harcıyor. Ayağımızı yorganımıza göre uzatmıyoruz. Tasarruf da yapamıyoruz.  Tasarruf oranlarımız, yıllık milli gelirimizin  % 12’leri düzeyinde seyrediyor. Bankalara olan borçlarımız çoğalıyor. Oysa önce kazanıp sonra harcamamız gerekiyor.

Tutumlu olmaları, tasarruf yapmaları konusunda uyarılmıyor insanlar. Bu koşullarda savurganlık ve israf önlenebilir mi?

***

Tüketim kültürü olarak adlandırılan ortak bir dünya kültürü, neredeyse bütün toplumları kuşatarak etkisi altına almış durumda.

Günümüzde marka ve ürünlerin artmış olması yanında, küreselleşme ve kitle iletişim araçlarının da yaygınlaşması sonucu insanlara eskiye oranla çok daha hızlı ve kolay ulaşılması, dünya çapında küçümsenmeyecek bir tüketim yarışması ve israfın ortaya çıkmasına yol açmıştır.

Sosyal medya, yazılı ve görsel medya, televizyon programları, reklamlar, reklam panoları ve alışveriş merkezleri ile kitleleri dört bir koldan sararak tutsak alan tüketim kültürü, her yaş grubundan insanı adeta göz göre göre tuzağına çekiyor. Küçümsenmeyecek düzeyde yaygın olan “Onda var, bende neden yok?” mantığının yol açtığı psikolojik sorunlar gözlerden kaçmıyor.

Tüm bu dayatmalarla birlikte insanlar,   bütün dünyayla eş zamanlı olarak yeni ürünleri satın aldıklarında, kendilerini dünyayla empati kurup bütünleşmiş sayıyorlar. Ama bu mutluluk kısa sürüyor. İnsanlar duygusal ve ruhsal anlamda gelişemediklerinden, geri kalmış birey ve toplumlar ortaya çıkıyor.

Bu kültürün yol açtığı en büyük tehlikelerden biri savurganlık. Üretilen 3 gıdadan biri, yenmeden çöpe atılıyor.

Dünyada israf edilen gıda miktarı yılda 1.3 milyar ton. Her yıl 18 milyon insan açlık ve yetersiz beslenme sonucu yaşamını yitiriyor, yaklaşık bir milyar insan ise zaten yetersiz besleniyor. Yılda yaklaşık 2 milyon çocuk da açlık, yetersiz beslenme ve bunlara bağlı nedenlerle yaşamını yitiriyor.

Oysaki; gelişmiş ülkelerin çöpe attıkları yiyecekler, dünyada açlıktan ölen insanların 15 katını besleyecek düzeyde.

Yüksek binalar yapmak, dünya pazarlarına özgü malları modern bit pazarlarında sergilemek çağdaşlığın değil, endişe verici bir tüketim ekonomisinin göstergesidir.Aydınlanmayı yaşayamamış, demokrasiyi içselleştirememiş ve adalet kültürünü tanımaktan uzak bir toplumdan; olumlu, tutarlı, çağdaş bir elit grubu seçerek yönetime getirmesi beklenemez.

 

***                                                                

100 dolarlık üretim için 43 dolarlık ithalat yapılıyor. Otomotiv sanayinde bu pay 56 dolar. Dışa bağımlılık; beyaz eşya ve elektronikte % 46, tekstilde % 48, gübrede % 72, Bitkisel yağlarda % 33, yemde % 31, tahılda % 25, hayvancılık ürünlerinde % 16, sebze meyve üretiminde % 9’u buluyor.

Tarımsal üretimde geleneksel normlardan vazgeçebilmiş değiliz henüz. Tarımda sanayileşme çok iyi başlamıştı erken dönemlerde. Ama arkası getirilmedi.  Ya kökten yok edildi ya da yozlaştı. Kısacası işin özü; Dışarıdan dayatılan tarımsal politikalarla olmaz. Endüstriyel üretim zorunlu…

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Pele’nin gözyaşları 1’inci oldu
Pele’nin gözyaşları 1’inci oldu
Tarsus'ta şahmeran etkinliği sona erdi
Tarsus'ta şahmeran etkinliği sona erdi