Lengeli fötr, ırkçılık ve Mesut Özil
Abidin YAĞMUR

Lengeli fötr, ırkçılık ve Mesut Özil

Bu içerik 773 kez okundu.

Futbola meraklı olduğumu, milli takımlar içinde Almanya'nın kadrosunu sevdiğimi, Mesut'un oyunculuğunu beğendiğimi bilir.

"Mesut Özil konusunda ne düşünüyorsun" diye sordu.

Aklıma 14 Temmuz 2016'da yazdığım 'mülteci' konulu 'Lengeli fötr' başlıklı yazı geldi.

Mesut Özil konusunda ne düşündüğümü yazmadan önce gelin bakalım o yazıda ne dediğime bakalım:

"...Türkiye halkları da Suriyeliler konusunda bu travmayı yaşadı. Beklenti şuydu: Biz bunlara kucak açtık, yardım ettik, yemek verdik, biz onlardan üstünüz, bize saygı göstermeleri lazım!

Peki, Suriyeli saygıyı nasıl gösterecekti. Saygıyı göstermenin birinci koşulu şuydu: Bu şehirde hiç yaşamıyor gibi yaşayacaktı. Adeta görünmez olacaktı. Yolda bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı görürse kenara çekilecek, yol verecekti. Otobüse bindiğinde Türk vatandaşı gelirse ona yer verecekti. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşının işyerinde ucuz işçi olacaktı, kendi işyerini açmayı aklına bile getirmeyecekti. İşten çıkınca doğru evine gidecek, uyuyacaktı. Otomobil kullanmayacaktı. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının çılgınca alışveriş yaptığı AVM’lerde alışveriş yapmayacaktı. Yaz gelince denize girmeyecekti. Girdi diyelim, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının girdiği yerlerden girmeyecekti.

Peki, Suriyeli ne yaptı?

Parası, iyi kötü varlığı olanlar için söylüyorum, bu şehirde yaşadığını, şehir ahalisinin gözüne gözüne soktu. İşyeri açtı. AVM’lere gidip alışveriş yaptı. Denize girdi. Mangal yaktı. Nargile tüttürdü. Lüks otomobiline binip şehirde turladı.

Haliyle, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları şu diyalogdaki travmaya benzer bir travma yaşadı:

-Bu ne la?

-Lengeli fötr ağam!

-Peki bu ne la?”

-Bu da lengeli fötr ağam. Ama seninki biraz eskimiş!

Travmaydı çünkü hepimiz şehirlerde görünmeden yaşayan, yas tutan, ülkelerindeki ölümlerden dolayı üzülen, sıla özlemi çeken, mahzun; bize ev sahibi olmanın, veren el olmanın, bahşeden ağa olmanın gururunu yaşatacak kadar mahcup Suriyeliler beklerken…

Girişken, yırtıcı, cüretkar, kaba, vurdumduymaz, eğlenmeye düşkün ve daha da beteri, çoğu iyi İngilizce bilen Suriyelilerle karşılaştık…"

***

Evet, 2 yıl önce böyle yazmışım. Daha ortada Mesut olayı yokken.

Mesut Özil meselesinin patlamasının ardından, Burçin Tetik, bir Alman gazetesinde şunları yazdı:

"...İyi göçmen, sessiz göçmendir. Sus, başını salla ve gülümse. Vizem uzatılmadığında gittiğim avukatlardan biri, 'Aptal göçmeni oynamayı denedin mi? Her söylediklerine şaşırmış gibi yap, o zaman kendilerinden daha aptal olduğunu düşünüp rahatlar ve vizeni verirler' demişti."

Burçin Tetik'in vurguladığı, kendini 'ev sahibi' hisseden topluluğun gözünde 'iyi göçmen, sessiz ve aptal göçmendir' sanısı/beklentisi, sadece Almanlara özgü değil elbette.

Biz Türkler de, ülkemizdeki Suriyelilere aynı gözle baktık:

Sessiz, aç, aptal ve her daim yardıma muhtaç Suriyeli iyi Suriyelidir.

***

Almanlar da muhtemel ki, Türkler başta olmak üzere tüm göçmenlerin 'ezik' olmasını istiyor. Yani sessiz olsun, işyerinde uyumlu çalışsın, toplumsal yaşamda ya da ekonomi de çok öne çıkmasın. Önce ben okuyayım, yer kalırsa o da okusun. Önce ben iyi iş bulayım, o daha kötü işlerde çalışsın. Ben akıllı, zeki, üstün, disiplinli bir ırktan geliyorum, o beni taklit bile edemesin! Aramızda bir fark olsun!

Mesut Özil tersini yaptı. Lafı uzatmaya gerek yok: Bir futbol yıldızı oldu. 'Futbol İngilizlerin bulduğu, Almanların oynadığı bir oyundur' denilen şu dünyada, bir Beckenbauer kadar heyecan verici lider oyuncu, bir Schweinsteiger kadar güçlü, etkileyici, disiplinli oyuncu oldu. Alman ırkına ve Prusya'ya özgü özellikleri sahiplendi. Bu özellikler üstünde eğreti durmadı. Yakıştı Mesut'a Almanlık!

Ama Burçin Tetik'in de dediği gibi, "Almanların gözünde, Almanya için asla yeterince iyi değildi."

Gerçi Mesut, oyunculuğuyla (Alman milli marşına katılmamasını saymazsak) pek açık vermedi Almancılara. (Burada Almancıları siyasal akım olarak kullanıyorum. Türkiye'deki Türkçülük gibi.) Ama Cumhurbaşkanı Erdoğan ile birlikte verdiği fotoğrafla işin rengi değişti.

Ve iş biraz da Mesut'un istediği noktaya geldi.

Artık Mesut ırkçı söylemlerin hedefi olan mağdur futbolcu, tüm baskılara rağmen Türklüğünden, Müslümanlığından taviz vermeyen yerli ve milli kahraman, Reis'i çok seven uluslararası bir figürdü.

***

İşin bu noktaya gelmesini Mesut istedi çünkü Almancıların, 'başarılı Mesut'u çekememe' gerilimi ile Mesut'un 'Ben sizin takdirinizi kazanmak için daha ne yapmalıyım' gerilimi uzun süredir çarpışıyordu ve gerilim daha da büyüyordu. Bu gerilimi bireyselden alıp siyasal bir kimliğe sokacak bir kıvılcım lazımdı. O kıvılcım FİFA 2018 öncesinde çakıldı, FİFA 2018'de de adeta yanardağ oldu!

Evet, bireysel bir meseleydi bu aslında. Çünkü Mesut'un uğradığı ırkçılık, yüz binlerce Türkün uğradığı ırkçılıktan farklıydı. Bu Mesut'a özeldi. Onun başarısına, kariyerine, özel bir sporcu olmasına özeldi. Eğer Mesut ortalama bir oyuncu olsaydı, muhtemelen bu kadar hedefte de olmayacaktı.

***

Bu meselenin bir de diğer yüzü var: Mesut'un ruh hali. Benzer durumda olan her göçmen ya da göçmen çocuğu, ırkçılığa karşı daha duyarlı, daha hassastır. 'Bakın ben de başardım, ben de üstünüm, ben de özelim, dediğiniz her şeyi yaptım ve yapabilirim' der başarılı göçmen. Hep takdir edilmek ister. En ufak bir eleştiriyi bile kaldıramaz. Bir ima bile onu yıkar.  Dostoyevski'nin Yeraltından Notlar romanındaki memur kahramanı düşünün. Arkadaş buluşmasına kendini zorla davet ettirir ve onlara 'bakın sizin gibiyim, sizinle eşitim' mesajı vermek ister. Veremediğini düşünür ve kırılganlaşır. Hatalar yapmaya başlar. Bunalım geçirir.

Göçmen bir garsonun ırkçılık karşısındaki duyarlığı, göçmen bir akademisyene, göçmen bir üst düzey futbolcuya, göçmen bir doktora göre düşüktür. Çünkü garson, kendisiyle ya da ırkıyla, milletiyle ilgili bir şey ispatlama derdinde olmaz. Ama üst düzey akademisyenin, futbolcunun, doktorun; önce kendinin, sonra milliyetinin üstünlüğünü ispat etmesi gerekir. Fakat ne yaparsa yapsın, 'ev sahibini' ikna edemez O her zaman bir göçmendir ve asla tam bir Alman değildir.

Mesleğindeki başarısı ise lengeli fötr gibidir. Ağanın kafası bozulursa lengeli fötrü başından alıp yere atıverir!

İşte o an, lengeli fötrün (meslek ve kariyerin) göçmen ile 'ev sahibini' eşit kılamadığını anladığı o an, göçmenin milliyetçi refleksleri daha da hızlanır.

Türkiye'ye döndüğünde ondan büyük Türk milliyetçisi bulamazsınız. Çevrenize bakın. Batıda bir süre bulunmuş, yurda dönüp yerleşmiş, batı düşmanı birçok  aydın göreceksiniz!

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Semir Bolat okurlarıyla buluştu
Semir Bolat okurlarıyla buluştu
Yaşlı ve engelli vatandaşlar, golf araçlarıyla taşınacak
Yaşlı ve engelli vatandaşlar, golf araçlarıyla taşınacak