Advert
Nasıl bir yazı okumak istersiniz?
Niyazi Ergün PARLAT

Nasıl bir yazı okumak istersiniz?

Bu içerik 1188 kez okundu.

Yıl 2184.  Dünyanın nüfusu aşırı düzeyde artmış, on üç milyarı geçmiştir. Yeryüzünü savaşların bulutları, dumanları kaplamış, gereksinimleri karşılayamayan tarım alanları, yiyecek ve su kaynakları için durmaksızın kavgalar yapılmakta, sayısız cinayetler işlenmektedir.
İklim değişiklikleri, birçok ada, yarımada,  kent ve diğer yerleşim birimlerinin, deniz ya da okyanus suları altında kalmasına yol açmıştır. Bir türlü önüne geçilemeyen salgın hastalıklar, tüm dünyayı kasıp kavurmaktadır.
Bir uzay bilimleri profesörü, eşi ve çocuklarıyla birlikte, bir uzay aracıyla dünyadan ayrılır. Görevi uzayda, üzerinde insanların yaşayabileceği dev kentler kurulabilecek gezegen ya da gezegenler keşfetmektir.  Yasadışı iş ve eylemlerde bulunan suç örgütlerinin sabotajlarından korkulduğu için, yetkililerce böyle gizli, deyim yerindeyse küçük boyutlu bir yolculuk programının düzenlenmesi uygun bulunmuştur.
Bu önemli görev yolculuğu, planlandığı gibi başarılı bir şekilde başlar. İlk dört gün her şey yolunda gider. Ancak, beşinci günün sonunda hiç beklenmedik bir arıza ortaya çıkar. Gemiyi kullanan astronot robot bozulmuştur. İzlemeleri gereken rotadan ayrılarak, uzayın bilinmeyen, karanlık bir köşesine doğru savrulmaya başlarlar.  Yani, o sonsuz boşluğun içinde kaybolmuşlardır.
Bu kaza nedeniyle insanların yaşayabileceği bir gezegen bulmak şöyle dursun, hayatta kalmak ve dünyaya geri dönebilmek için var güçleriyle çırpınmaya başlarlar.
                                                                      

Çünkü, hemen anlayabileceğiniz gibi, gemideki yakıt, oksijen, su ve yiyecek miktarı sınırlıdır.    

Eğer robot astronotu tamir etmeyi başarabilirlerse, hem dünyayla yeniden iletişim kurabilecekler, hem de gemiyi yeniden gerçek rotasına oturtabileceklerdir.

Sonra ne mi olmuş? İnanın ben de bilmiyorum. Her okuyucu, kendi düş gücünü kullanarak, öykünün sonunu kurgulayabilir.
***

Var olma duygusu…

 

“Kimse benim adıma karar veremez!” diye bağırdı Örümcek Adam’ın kız arkadaşı.

Oysa, kimi zaman susarak duyururuz sesimizi. Yani susarak var oluruz.
Ioanna Kuçuradi: “Kişinin başka kişileri, olayları, durumları, kendisini ve genellikle tek tek şeyleri değerlendirmesi, insanın bir yapı  özelliği, bir varolma koşuludur” diyor.
Cahit Sıtkı Tarancı’nın “Hep Yaşadığıma Dair"  isimli şiirini  birlikte anımsayalım.
Bu gölge yer Pazar günü
Bu şehir, bu tren sesi
Gök bildiğim bu mavilik
Yeşil dallardan süzülen
Oturduğum rahat koltuk
Beyaz örtüsü masanın
Sigaram, kahvem, gazetem
Elimin çizdiği kavis
Kovmak için sinekleri
Kolumda işleyen saat
Ve esnemem arada bir
Hep yaşadığıma dair.
Özel kayıtlarımı inceledim. Milan Kundera’nın “Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği” isimli romanını, 1992 yılında okumuşum.  1989 basımı ve 317 sayfa olan kitap bu.
 Shakespeare  “Hamlet”  isimli oyununda: “Var olmak mı, yok olmak mı, bütün sorun bu! “ der. Ama, şunu da anlıyoruz ki, her şeye karşın gittikçe yaşlanıyor ölüm. Ayrıca, hayatın karmaşıklığını da gözümüzde fazla büyütmemeliyiz.
Benim yönüm halka dönük, diyen adama inanmalı, ama yine de onu kontrol etmekten geri durmamalıyız.
Biz var mıyız? Var isek, beynimiz mi bedenimizi yönetiyor yoksa bedenimizin isteklerine göre mi beynimiz komutlar gönderiyor?  Hiç düşündünüz mü?
İnsan var oldukça, sevgi de var olacaktır. Bir Haida sözüyle bitiriyorum: “Sevmek, insanlara zarar verebilir. Oysa sevgi mucizeler yaratır.”

 

 

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Pele’nin gözyaşları 1’inci oldu
Pele’nin gözyaşları 1’inci oldu
Tarsus'ta şahmeran etkinliği sona erdi
Tarsus'ta şahmeran etkinliği sona erdi