Advert
Bay Başkan Atıcı: Artık sakalı yok, sözü geçecek mi?
Abidin YAĞMUR

Bay Başkan Atıcı: Artık sakalı yok, sözü geçecek mi?

Bu içerik 773 kez okundu.

2000'li yılların ortaları. Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi. Başhekim'in bir talimatı, hemşireler, memurlar arasında konuşulmakta, gülüşmelere neden olmaktadır. O talimat şöyledir:

"Bundan sonra gereksiz yere A4 kağıdı (fotokopi kağıdı) kullanılmayacak. Her birimin ayda ne kadar A4 kağıdı harcayacağı hesaplanacak, ona göre kağıt verilecek. Öyle üçer beşer top kağıt almak yok!"

Bu talimatı verdiği rivayet olunan başhekim, 2 dönem vekillik yapan, şimdilerde CHP'den Mersin Büyükşehir Belediye Başkan aday adayı olan Prof. Dr. Aytuğ Atıcı'dır.

Kuşkusuz, hastanede israfı önlemek adına aldığı tedbirler A4 kağıdı ile sınırlı değildir ama en uç örnek olduğu için hastane çalışanları bu tasarruf kalemini şaka konusu yapmış olabilir.

Geçen gün, kızımızın okulunda, Okul Aile Birliği toplantısında, A4 kağıdı konusu açıldı. Birlik başkanı, "8 liraya aldığımız kağıt, şimdi 22 lira oldu" deyince, Başhekim'in kağıt tasarrufu talimatına gülen çalışanlar geldi aklıma. Acaba bugün de gülerler miydi böyle bir talimata?

Neyse...

 

Tıp Fakültesi'nde, üniversitede değil, dışarıda siyaseti tercih etti

 

Aytuğ Atıcı, birçok Mersinlinin çocuk doktoru olarak tanıdığı bir isimdi. 1990'lı yılların ikinci yarısında, Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi ve hastanesi henüz emekleme aşamasındayken görev almıştı bu fakülte ve hastanede. Yenidoğan ünitesi, çocuk sağlığı anabilim dalı, ilkyardım merkezi, dekan yardımcılığı, başhekimlik ve daha birçok rol, görev...

O yıllar,  Mersin Üniversitesi'nin sosyal bilimler ağırlıklı üniversite olma özelliğinin tasfiye edildiği, Tıp Fakültesi'nin üniversitenin yönetiminde, vizyonunda, kültüründe ağırlığını hissettirmeye başladığı yıllardı.

Nitekim Tıp Fakültesi'nin çıkardığı ilk rektör Prof. Dr. Uğur Oral oldu. Onun ardından yine Tıp Fakültesi'nden Süha Aydın. Onun ardından yine Tıp Fakültesi'nden Ahmet Çamsarı. Tıp Fakültesi kökenli her rektör üniversitede yeni bir dönem açtı ve bu yeni dönemler üniversitedeki sosyal bilimcileri, özellikle solcu, sosyalist, muhalif kimliyle bilinenleri biraz daha kenara itti.

2003 yılında profesör olan Aytuğ Atıcı, doçentlik ve profesörlük kariyerinde rotasını üniversite içinde yükselmeye,  olabilirse son kertede rektör olmaya değil de, üniversite dışında örgütlenmeye, siyaset yapmaya çevirdi.

 

2011 seçimlerinde birinci sıradan aday oldu

 

Bunun ilk adımı Mersin Tabip Odası Başkanlığı oldu. 2 dönem oda başkanlığı görevini yürüten Atıcı, oda içindeki siyasi dengeleri gözetmeye çalıştıysa da, 'Ulusalcı' olarak tabir edilen kanada yakın durdu Mersin'in çevre sorunlarına, özellikle nükleer santrale karşı olan tavrı, nükleer karşıtı eylemlerin içinde yer alması ona biraz daha merkezde duran oda başkanı imajı kazandırdı. Medya ile mesafeli bir ilişki yürüttüğünden olsa gerek, siyasi yönünü pek göstermedi.

2011 seçimlerinde, milletvekili aday adayı olduğu söylentileri dolaştığında, CHP'lilerin büyük kısmı "Aytuğ Hoca da beşinci, altıncı sıradan belki gösterilir" diyordu. Hoca'yı tanıyanlar ise, "Aytuğ Hoca bir sürpriz yapar. Hesaplamadan bir işe girmez' diyordu.

O'nu iyi tanıyanlar haklı çıktı. Aytuğ Atıcı, 2011 Milletvekili Seçimleri'ne CHP aday listesinin birinci sıra adayı olarak girdi. Onun ardında ise vekillikte ikinci dönemlerini yaşayacak olan Vahap Seçer, İsa Gök ve Ali Rıza Öztürk vardı.

O seçimlerde, düşük yoğunluklu bir kampanya yürüttü Aytuğ Atıcı. Seçilmesi garantiydi. Seçildi, Ankara'nın yolunu tuttu.

 

Gezi eylemleri siyasetin dilini de, tarzını da değiştirdi

 

O'nun meclisteki ilk dönemi, Türkiye'nin en sarsıntılı yıllarına denk geliyordu. AKP ile cemaat arasındaki ittifak henüz bozulmamış, Silivri'deki tiyatro mahkemeler henüz çökmemişti. Türkiye anayasa değişiklikleriyle, referandumlarla, Silivri davalarıyla rejim değişikliğine doğru sürüklenmeye başlamıştı. Siyasi iklim sertleşiyor, milletvekilleri daha öfkeli, daha keskin hale geliyordu. Aynı şekilde toplum giderek kutuplaşıyor, geriliyordu.

O gerilim 2013'te,  Gezi eylemleriyle kırılma noktasına geldi. Türkiye tarihinin en uzun süreli, en kitlesel küçük burjuva eylemleri yurdun dört bir yanına yayıldı. Milletvekili Aytuğ Atıcı da o eylemlerin önemli figürlerinden biri oldu. Bir yandan o zamanki milletvekillerinden Vahap Seçer ile birlikte Mersin'deki eylemlere, direnişlere katılıyor, bir yandan gençlerle vakit geçirerek onların nabzını tutuyor, bir yandan da meclis kürsüsünden Gezi'yi anlatıyordu.

İnsanların gösteri yapmak için sokağa çıktığı, polis kurşunuyla, gaz kapsülüyle öldüğü o günler geride kaldığında, Gezi ruhu söylemini sürekli gündemde tuttu Aytuğ Atıcı. Partisinin ilçe kongrelerinde, blok liste yerine çarşaf liste önerirken Gezi ruhuna gönderme yaptı. Meclis konuşmalarında, soru önergelerinde Gezi'yi anlattı.

Artık Aytuğ Atıcı'nın 'siyasi kimliği' oturmuştu. Sola, sosyal demokrasiye, eşitliğe, Gezi ruhuna, adalete,  özgürlükçülüğe daha çok vurgu yapan Atıcı, solun neredeyse her rengiyle barışık, CHP tabanının Atatürkçülük hassasiyetiyle barışık bir siyasetçi olarak döndü Mersin'e ve 2015 seçimleri için önseçime girdi.

 

2015 seçimlerinde önseçimden çıkmayı tercih etti

 

O dönem parlamentoda olan Mersin milletvekillerinden İsa Gök, Vahap Seçer ve Ali Rıza Öztürk, önseçime girmemiş, kontenjan ataması için başvurmuştu. Aytuğ Atıcı ise riski aldı ve önseçime girdi.

Risk diyoruz, çünkü CHP'de, özellikle Mersin'de, bir dönem milletvekilliği yapan isimlerin, önseçimde pek şansı  olmazdı. Parti tabanı, 5 yıl boyunca yıpranmış milletvekillerini ya listeye giremeyecekleri ya da seçilemeyecek yerden girecekleri kadar oy verirdi.

2015 yılının bahar aylarında yapılan önseçimin birincisi Dr. Hüseyin Çamak oldu. 2011 seçimlerinde altıncı sıradan aday olmasına rağmen canla başla çalışan Çamak, 2015 önseçimlerine 'Emek kazanacak' sloganıyla girmiş ve bütün ilçelerde birinci olmuştu. Bu sürpriz değildi.

İkinci sırada eski Kültür Bakanı Fikri Sağlar çıkmıştı. Bu da sürpriz değildi.

Aytuğ Atıcı ise üçüncü sırada çıkmıştı. Bu da aslında sürpriz değildi ama Atıcı açısından riskliydi. Çünkü genel merkez, kontenjan aday hakkını kullanırsa Atıcı dördüncü sıraya gerileyecekti ve seçilme şansını zora sokacaktı.

7 Haziran 2015 seçimlerinde CHP Genel Merkezi, önseçimden çıkan ilk 3 sırayı bozmadı. Atıcı bir kez daha meclise girmişti.

 

3 katliam, bir darbe girişimi ve upuzun OHAL

 

O yaz, Türkiye'nin çok sancılı 4 yılının habercisi oldu.  Seçim, AKP'nin 13 yıllık tek başına iktidarını bitirecek sonuçlar doğurmuştu. CHP-AKP ittifakı bile gündeme geldi. Buna ilk ve açıktan karşı çıkışlardan biri Aytuğ Atıcı'dan geldi.

Koalisyon senaryoları, geçici hükümet gibi konular birden bire gündemin gerisine düştü. Çünkü 20 Temmuz 2015'te Suruç'ta katliam oldu.  31 sosyalist genç intihar bombacısının saldırısında öldü. 22 Temmuz 2015'te Ceylanpınar'da 2 polis memuru, evlerinde, muhtemelen uykuda öldürüldü. 'Çözüm süreci' bitti.  Türkiye şoke olmuştu.

10 Ekim Ankara Gar katliamı, ardından 1 Kasım seçimlerinde AKP'nin yeniden tek başına iktidar olması.  Üniversitede akademisyen kıyımı. Kasım seçimlerinden 9 ay sonra gerçekleşen 15 Temmuz darbe girişimi. Darbe girişimi bahane edilerek çıkarılan ve aylar süren OHAL. Binlerce insanın kamudan ihraç edilmesi, on binlerce dava, gözaltı, tutuklama, işkence ve tutuklamaların milletvekillerine kadar uzanması. Bir referandum, bir cumhurbaşkanlığı seçimi...

 

Medyada en çok yer bulan muhalif oldu

 

 

Türkiye'nin bu çalkantılı sürecinde, OHAL uygulamalarına karşı onlarca, belki yüzlerce eylem yapıldı. Bunların en dikkat çekici olanlarının başında CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun başlattığı Adalet Yürüyüşü geliyordu. Bireysel eylemlerin en dikkat çekici olanına ise Aytuğ Atıcı imza atacaktı.

Atıcı, "OHAL bitene kadar sakalımı kesmeyeceğim" diye söz verecek, sözünü tutacak ve OHAL kalkana kadar sakalını kesmeyecek, sakalı göğsüne kadar uzayacaktı.

Bu bireysel eylem Aytuğ Atıcı'yı sürekli medyanın gündeminde tuttu. Sadece sakal eylemiyle değil, OHAL uygulamalarına karşı söylemleriyle de toplumun sesi oldu.

Aslında Türkiye'nin yaşadığı süreç, Aytuğ Atıcı'yı, meclisin en sert, en renkli, en muhalif milletvekillerinden biri olmaya itmişti. Türkiye'de şartlar, özellikle 2015 ile 2018 arasında yaşananlar, olağan, her ülkede yaşanabilecek şeyler olsaydı, Aytuğ Atıcı belki de bu kadar öne çıkmayacak, toplumsal muhalefetle belki de bu kadar bütünleşemeyecekti.

Ama sosyal ve siyasal şartlar, bir milletvekilinin, OHAL'e karşı  sakal bırakmasını, OHAL'e itirazı sürekli ve görsel hale getirmesini dayatıyordu, Atıcı da bu şartları iyi değerlendirdi. O baskı ve endişe ortamında, medyada en fazla yer bulma şansını yakalayan vekil oldu. Böylece sadece Mersinlilere değil, tüm Türkiye'ye sesini duyurdu.

 

'Haklısın, orada hata etmişiz'

 

2018 Haziran ayında yapılan seçimlerde milletvekilliğine aday olmayan Aytuğ Atıcı şimdilerde Mersin Büyükşehir Belediye Başkan adaylığı için çalışıyor. CHP'den Büyükşehir'e aday adayı olan 12 isimden biri. Rakipleri zorlu. Artık sakalı da yok. Sakalı olmadığı için Mersin'de, bilhassa kırsalda sözü geçecek mi, geçmeyecek mi, bilinmez. Şehir merkezinde ise Hoca'nın sakalına değil, aklına, fikrine, Gezi ruhuna bakacak on binlerce seçmen var.  

Yazının başında, Aytuğ Atıcı'nın, Tıp Fakültesi Hastanesi'nde başhekim olduğu dönemde,  "Bundan sonra gereksiz yere A4 kağıdı (fotokopi kağıdı) kullanılmayacak. Her birimin ayda ne kadar A4 kağıdı harcayacağı hesaplanacak, ona göre kağıt verilecek. Öyle üçer beşer top kağıt almak yok" dediğine dair rivayeti aktarmıştım.

Benzer bir rivayeti parti içinden bir kadından duymuştum. Sanırım seçim öncesi, bazı ilçelerden Kadın Kolları yöneticileri Aytuğ Atıcı'yı arıyor, 'Kısır partisi yapacağız, siz de para desteği verir misiniz?' diyor. Bir, iki para desteği derken Aytuğ Hoca bir çözüm buluyor:

"Madem kısır yapıyorsunuz, ben nakdi para vermeyeyim. Malzemeleri aldırıp göndereyim!"

Dedim ya, rivayet böyle, aslı var, aslı yok bilmiyoruz. Harcama konusunda bu kadar titiz bir belediye başkan aday adayı, Mersin gibi gelenin gidenin har vurup harman savurduğu bir şehirde, göze batıveriyor işte.

Bir anıyla bitirelim yazıyı:

Vaktiyle Aytuğ Atıcı, Mersin'e istiklal madalyası verilmesi için kanun teklifi hazırlamıştı. Teklifin gerekçeler kısmında şoven bir dil vardı. Bir köşe yazısı yazıp bu dili eleştirdim. Yazıda ayrıntı yoktu. Sabah Aytuğ Atıcı aradı. 'O metinde rahatsızlık veren ifadeler hangileridir' diye sordu. Tek tek anlattım. 'Haklısın' dedi. 'Orada hata etmişiz.'

Biz, her belediye başkanı tarafından, köşe yazılarından, haberlerinden dolayı mahkemeye verilmiş gazetecileriz. Bu anıyı, yazının sonuna sokuşturmam bundan.

 

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Minik eller çalışıyor
Minik eller çalışıyor
Müftü Deresi Bisiklet Ve Yürüyüş Yolu Yenileniyor
Müftü Deresi Bisiklet Ve Yürüyüş Yolu Yenileniyor