Şiddetle mücadelede sınıfta kaldık

Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu Başkanı Canan Güllü, İstanbul Sözleşmesi’ konulu yuvarlak masa toplantısında İstanbul Sözleşmesi olarak bilinen kadınlara yönelik şiddet ve ev içi şiddetin önlenmesi ve bunlarla mücadele hakkında 2014 yılında imzalanan Avrupa Konseyi Sözleşmesi’nin Türkiye’de uygulanmadığı belirtti. İstanbul sözleşmesini imzalamanın kadınların şiddetten arınmış, yaşama haklarını sağlamak ve korumak üzere tedbir almak demek olduğunu vurgulayan Güllü, tedbir almak için şiddete maruz olma nedenlerinin ortadan kaldırılması gerektiğini ancak bunun yapılamadığını kaydetti. ​Mersin Barosu Başkanı Bilgin Yeşilboğa ise İstanbul Sözleşmesine uygun yapılan tek şeyin Şiddet Yasası’nın içeriğinin değiştirilmesi olduğunu ancak somut bir adım atılmadığını söyledi.

Şiddetle mücadelede sınıfta kaldık
Şiddetle mücadelede sınıfta kaldık admin
Bu içerik 457 kez okundu.

Hasan KÜÇÜK

Mersin Barosu ve Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu işbirliğinde, ‘Kadın-Erkek Eşitliğine İlişkin Uluslararası Normlar Işığında Türkiye’de Kadına Karşı Şiddetle Mücadelede’ yeni ve güçlü bir araç olan İstanbul Sözleşmesi’ konulu yuvarlak masa toplantısı Hilton Oteli’nde yapıldı.

Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu Başkanı Canan Güllü açılışta yaptığı konuşmada çalıştıkları konunun ülkede siyaset üstü bir mevzu olduğunu söyledi.

Tüm cenahları ilgilendiren her tarafı ile sorun olan bu sorunu çözme adına devletin, hükümetin, siyasi partilerin ilgili yetkilileri ile konuşarak çözülecek bir mevzu herkesi masanın etrafına toplamaya çalıştıklarını ifade eden Güllü “2014 yılında imzalanmış İstanbul Sözleşmesi bugün bu ülkede uygulanmıyor. Nedenini, eksikliklerini tartışacağız” dedi.

TÜRKİYE 144 ÜLKE ARASINDA CİNSİYET EŞİTSİZLİĞİNDE 131. SIRADA

Kadın erkek eşitsizliğinin bulunduğu, kadını aşağılayan küçük gören ve fikirlerinin erkekler tarafından tasvip edilmediği bir dünyada yaşadıklarını anlatan Güllü “Yani Türkiye dünya ekonomik formu raporuna göre 144 ülke arasında toplumsal cinsiyet eşitsizliği bakımından 131. sırada.  Bizim ülkemiz son yıllarda artan trendi nedeniyle bu konuda neler yaptı? Bu masanın etrafında olanlar bunları iyi biliyor. 6284 sayılı yasa ondan önce 4320 sayısı yasa vardı. Ve en son Uluslararası İstanbul Sözleşmesi. Bu sözleşme bu ülkenin ilk imzacısı olmakla övündüğümüz ve her yerde de onun ve gurur duyduğumuz bir sözleşme. Bu sözleşme 2014 yılında yürürlüğü girdiğinde bütün sorunlarınız bitti dedik. İstanbul sözleşmesini imzalamak kime ne yükümlülük getirir. Kadınların şiddetten arınmış yaşama haklarını sağlamak ve korumak üzere tedbir almak demektir. Yani Türkiye Cumhuriyeti bu sözleşmeyi imzalayarak aslında tam da bunu sağlıyor. Kadınların şiddetten arındığı bu tedbiri alıyor muyuz? Tedbir almamız için bu şiddete maruz olma nedenlerini ortadan kaldırmamız gerekiyor. Dolayısıyla eğitime öncelik veren bir sistemi hayata geçirebiliyor muyuz? Burada daha ilk maddede ayağımızın taşlara çarpmaya başladığını görüyoruz” şeklinde konuştu.

Savcı ve hakimlerin hukuk fakültelerinden mezun olduktan sonra cinsiyet eşitliği dersi alması gerektiğini anlatan Güllü, “Hukuk Fakültelerinden mezun olup hakim ve savcı olan arkadaşların hiç biri toplumsal cinsiyet eşitliği dersi almadığı müddetçe, bu indirimlerin hepsi hayatımıza girecek. Bir ruj, kırmızı bir gecelik, kırmızı bir aksam veya saçını sağdan sola sallaması ya da farklı nedenlerle öldürülen ülkede aslında çok da güzel bir yasa var. Ama bu yasaların uygulanmasında problemlerimiz var” şeklinde konuştu.

Mersin Barosu Başkanı Bilgin Yeşilboğaz ise 2014 yılında yürürlüğe giren İstanbul sözleşmesini Türkiye’nin çekincesiz imzalayıp onayladığını söyledi.

KADINA YÖNELİK ŞİDDET SADECE BİR ASAYİŞ SORUNU OLARAK GÖRÜLMEKTE

Kadına yönelik şiddete karşı insan hakları temelli bir sözleşme olan İstanbul Sözleşmesi’nin yalnızca cezalandırma ya da cezasızlığı ortadan kaldırma ile değil; kadınların korkmadan, güven içerisinde, şiddetten uzak ve ayrımcılığa uğramadan yaşamasına ve maruz bırakıldıkları şiddet için tazmin edilmelerine de olanak sağladığını ifade eden Yeşilboğaz şöyle devam etti: “Sözleşmenin ilk imzalandığı dönemde sözleşmeye uygun yapılan tek şey, 6284 sayılı Şiddet Yasası’nın içeriğinin değiştirilmesi olmuştur. Bu önemli bir kazanımdı ancak sözleşmenin yükümlülükleri gereğince, devletin gerekli her hangi bir somut adım atmadığı, kendi imzaladığı sözleşmeye uymadığı, ülkemizde kadına yönelik şiddet bilançosundan apaçık ortadadır. Kadına yönelik şiddet ve ayrımcılığın; toplumsal, ekonomik, kültürel ve psikolojik pek çok boyutu olduğundan, bu konuya bütüncül bakılmalıdır. Sözleşmede bu vurgulanıyor ama kadınlara bakış açısı değiştirilmeden, bu sözleşmenin uygulanabilmesi mümkün değildir. Kadına yönelik şiddet sadece bir asayiş sorunu olarak görülmekte, toplumsal bir sorun olarak görülmemektedir. Asıl sorun işte burada başlıyor. Şiddetle mücadele, şiddetten korunmaya ihtiyaç duyan mağdurların omuzlarına yüklenmiştir.”

ŞİDDETE ENGEL OLMADA ÖNCELİKLİ GÖREV DEVLET’İN

Türkiye’nin kadına şiddetle mücadelede maalesef sınıfta kaldığını vurgulayan Yeşilboğaz, “Kadına yönelik şiddete engel olmanın öncelikli olarak devletin görevi olduğunu ve devletin kadınların haklarını korumak için gerekli tedbirleri uygulamasını beklemekteyiz. Bununla beraber aile bireylerine, topluma, siyasilere,liderlere,sivil toplum örgütlerine, medyaya, iş dünyasına, kurum ve kuruluşlara, şiddetle mücadelede sorumlulukları olduğunu hatırlatıyoruz. Şiddetin aile içi mahrem bir mesele olmadığını, toplumsal bir sorun olduğunu ve şiddet vakasına tanık olan herkesin, bu vicdani sorumluluktan dolayı sessiz kalmaması gerektiğini hatırlatıyoruz. Toplumun her kesimini; kadınlara yönelik şiddetle mücadele konusunda farkındalık oluşturmak, kadınları korumak üzere sosyal yapılanma oluşturmak, şiddet mağdurlarına yardım etmek ve kadın hakları savunucularının çalışmalarını desteklemek üzere birlikte hareket etmeye davet ediyoruz. Basın-medya kuruluşlarını, kadınlarla ilgili olumsuz imajları yayınlamamasına, şiddeti besleyen, ayrımcı tutumları pekiştiren dizi, film, reklam ve programları sona erdirmeye, şiddetle ilgili mesleki etik değerler oluşturmaya ve bu etik değerleri uygulamaya çağırıyoruz.”

Açılış konuşmalarının ardından moderatörlüğünü Canan Güllü ile Avukat Zehra Sağlam’ın yaptığı oturumlarda İstanbul Sözleşmesi’nin Yerelde Uygulamasında Karşılaşılan Sorunlar ve İstanbul Sözleşmesi Kadına Karşı Şiddetin Engellenmesine Yönelik Bütüncül Politikalar Yaratmada Yeni bir Araç olarak nasıl kullanılabilir? İstanbul Sözleşmesi’nin uygulanabilirliğini artırmak için yerel aktörlerin kapasitesi nasıl geliştirilebilir? konuları masaya yatırıldı.

 

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
'Sinemaya Gitmeyen Çocuk Kalmasın'
'Sinemaya Gitmeyen Çocuk Kalmasın'
Yavru kedi itfaiye ekiplerince kurtarıldı
Yavru kedi itfaiye ekiplerince kurtarıldı