Advert
Advert
Advert

Boyacı sandığından şiirler çıkardı

Faik Güçlü, Şanlıurfa'dan Mersin'e geldiğinde 6 yaşındaydı. Göçle gelen birçok yaşıtı gibi Türkçe bilmiyordu. Kurdali Mahallesi'nde ve okulunda yaşıtları, hatta öğretmenleri Türkçe bilmeyen bu çocukla dalga geçiyordu. Ama o çocuk, okul saatleri dışında boyacılık yapıyor, İl Halk Kütüphanesi'nden aldığı kitapları boya sandığının arkasında okuyordu. Faik Güçlü, seneler sonra Türk Dili ve Edebiyatı öğretmeni oldu, çocukluğunun boyacı sandığından şiirler çıkardı ve o şiirleri bir kitapta topladı. Faik Güçlü, "Benimle dalga geçen, boyacı çocuk diye ritimler tutan öğretmenlerin ve öğrencilerinin inadına şiirlerimin çoğu çocuk temalı oldu" diyor.

Boyacı sandığından şiirler çıkardı
Boyacı sandığından şiirler çıkardı admin
Bu içerik 1224 kez okundu.
Advert

ABİDİN YAĞMUR

Mersin'e göçle gelen bir ailenin çocuğu olan, Türkçeyi ancak 10 yaşından sonra öğrenebilen, başta boyacılık olmak üzere farklı alanlarda çocuk işçi olarak çalışan Faik Güçlü'nün şiirlerinde Kurdali, Yenipazar, Siteler gibi yoksul mahallelerden çocuk manzaraları yer alıyor. Faik Güçlü, çocukluk yıllarında yazdığı şiirlere de kitabında yer vermiş.

Şiir kitabıyla ilgili olarak gazetemiz Güney'e konuşan Akdeniz  Kent Konseyi Yürütme Kurulu üyesi ve Türk Dili ve Edebiyatı öğretmeni Faik Güçlü, ilk şiir kitabı 'Çürüyen Kelimeler'i okuyucularla buluşturduğunu bildirdi.  Güçlü, tüm  kitapseverleri 12 Ocak Cumartesi günü   15-19 saatleri arasında Diven Oteli Kış bahçesinde düzenlenecek  imza ve söyleşi gününe davet etti

'TÜRKÇE BİLMEDİĞİM İÇİN BENİMLE DALGA GEÇERLERDİ'


1985 yılında Şanlıurfa'nın Birecik ilçesinde doğduğunu, 6 yaşındayken ekonomik sebeplerden dolayı Mersin'e geldiklerini anlatan  Güçlü, "Göçün en yoğun olduğu yıllardı.  Bizden önce gelmiş akrabalarımızın yardımıyla babam iş buldu. Ben ise akrabaların çocuklarıyla zaman geçirmeye başladım. Dört beş yıl içinde ancak kendimi ifade edebilecek duruma geldim. İlkokula Ersoy İlkokulu'nda başladım. Özellikle derslere adapte olmakta çok zorluk çektim ve derslerim çok kötüydü. Birçok kez sınıfta kalmaktan son anda kurtuldum.  Sınıf arkadaşlarım ve okuldaki diğer çocuklar Türkçe bilmediğim için benimle defalarca dalga geçmişlerdi. İlkokulda ve ortaokulda defalarca öğretmenlerimin sınıfta benimle dalga geçmelerine maruz kaldım. Defalarca okulu bırakmayı istedim. Yaşadığım kötü örneklerden sonra her seferinde anneme ve babama isyan etmeye başladım. Büyüdükçe, buluğ çağına erdikçe Türkçe bilmemek ve üzerine maddi zorluklar ben de daha büyük psikolojik problemlere yol açtı" dedi.

 

'BOYACILIK YAPARKEN KÜTÜPHANEYE ÜYE OLDUM'

 

O yıllarda ailesinin ekonomik durumunun kötü olması nedeniyle ayakkabı boyacılığı, simit satmak, kalem satmak gibi işlerde de çalışmaya başladığını anlatan Güçlü, "Yeteri kadar ders çalışmadığım için genelde çok başarısız bir ilkokul ve ortaokul hayatı yaşadım. Ortaokulda boyacılık yaptığım yıllarda kütüphane üyesi olmuştum. Ayakkabı boyadıktan sonra fırsat buldukça kitap okuyordum. Liseye geçtiğimde ise ilkokul ve ortaokuldan gelen travmanın, bozuk Türkçenin de etkisiyle en arka sıralarda kendime yer bulmuştum. Derslerde söz alıp konuşmaya çekinen, pısırık bir öğrenciydim" ifadelerini kullandı.

 

'SELMA YAĞCI İLE TANIŞMAM HAYATIMIN DÖNÜM NOKTASI OLDU'

 

Lisede okuduğu sırada, mezun olduğu ortaokuldan kendisini aradıklarını ve Selma Yağcı ile tanıştırıldığını, Selma Yağcı'nın desteğiyle Mersin Polifonik Korolar Derneği'nde umut ışığı korosunda yer aldığını anlatan Faik Güçlü sözlerini şöyle sürdürdü:

"Mezun olduğum ortaokulun beni aradığı bir gün hayatımın dönüm noktası oldu. Beni Selma Yağcı ile tanıştırdılar. Tanıştırma sebepleri ise şu oldu: Bu çocukta bir cevher var fakat bunu ortaya çıkarmamız lazım! Selma Yağcı'nın destekleriyle Mersin Polifonik Korolar Derneği'nde umut ışığı korosunda kendime yer buldum. Bunun ardından lisede kendini ifade eden bir öğrenci olmaya başladım. Ortaokuldayken kütüphaneden alıp okuduğum kitapların faydasını görmeye başladım. Ders konusunda altyapım olmadığı için yine çok başarısız bir lise hayatı yaşadım.  Son sınıfa geldiğimde ise kendimi eve kapatıp çok ciddi bir biçimde çalışıp edebiyat öğretmeni oldum. 10 yaşında Türkçe bilmediği için mahalledeki manavdan dayak yiyen bir çocukken 18 yaşında Türkçe öğretmeni adayı olmuştum. Üniversite eğitimi için Diyarbakır'a gittiğimde ilk işim Türkiye Eğitim Gönülleri Vakfı'nda Diyarbakır'ın Bağlar semtinde çocuklara gönüllü olarak eğitim vermek oldu. Hem Toplum Gönüllüleri Vakfı'nda hem Eğitim Günleri Vakfı'nda hem yerel derneklerde gönüllü olarak çalışmaya başladım. Ortaokul, ilkokul ve lisede yaşadıklarımı başka çocuklar yaşamasın diye üzerime düşeni yaptım."

 

'BENİMLE DALGA GEÇENLERİN İNADINA ŞİİRİMİN TEMASI ÇOCUK OLDU'

 

Mersin'de yaşadıklarını, daha çocuk yaştayken şiire dökmeye başladığını ifade eden Faik Güçlü, şunları söyledi: "Ortaokulda ayakkabı boyacılığı yaparken defalarca dayak yemişliğim var. Ayakkabısını boyatıp parasını vermeyenlerin hışmına çok kez uğramışımdır. Boya sandığımızın çalındığı günleri de yaşadık. Paramızın çalındığı günleri de. İş yapamadığımız günler Mersin Çarşısı'nda tantunicilerin kestiği ekmeklerden kalan parçaları isterdik. O ekmeklerle karnımızı doyururduk. Çarşıdan Kurdali'ye yaklaşık 5 kilometreyi sırtımızda boya sandığı ile yürüyerek geçerdik. Bunu yapmazsak büyük bir ihtimalle belediye otobüsüne kaçak binerdik. Bu süreçte yaşadığım, gözlemlediğim her şeyi sadece şiirlerde anlattım. Benim gibi bu sorunları yaşayan çocuklara kayıtsız kalamazdım ve benimle dalga geçen boyacı çocuk diye ritimler tutan öğretmenlerin ve öğrencilerinin inadına şiirlerimin çoğu çocuk temalı oldu. Şiir yazmamdaki en büyük sebep kendini ifade edememekti. Konuşmayı bilmediğiniz, düşünmeyi bilmediğiniz bir dilde kendinizi ifade etmek için daha özenli cümle kurmaya başlıyorsunuz. Bu cümleler siz farkında değilsiniz ama çevrenizdekiler tarafından şaşkınlıkla dinlenen cümleler oluyor. Sizin cümle kurma yeteneğiniz başlı başına toplumun dikkatini çekmeye başlıyor. Selma Yağcı da yazdığım şiirleri gördükten sonra bana destek verdi ve bugün buraya gelmem de büyük bir etkiye sahiptir.  Türkçe bilmediği için dayak yiyen o çocuk bugün yüksek lisans yapmış bir Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmeni. Ve yaşadıklarını şiirlerle anlattı. Kitabımda çocukluk yıllarında yazdığım şiirlere de özellikle yer verdim. Ben onları boyacı sandığında yazdım. O şiirlerin bende hatırası var."

Advert
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Kariyer Fuarı 2 Mayıs’ta!
Kariyer Fuarı 2 Mayıs’ta!
TIR, ticari araca çarptı
TIR, ticari araca çarptı