Advert
Advert

Balık çiftliklerinin kârı kime?

Mersin’de kurulacak balık çiftlikleriyle ilgili düzenlenen panelde konuşan Doç. Dr. Enver Yaser, Türkiye’deki 2377 adet balık çiftliğinde 9 bin 950 kişinin çalıştığını, 2017 yılında yapılan ihracat miktarının ise 856 milyon dolar olduğunu belirterek, “Herhangi bir körfez kirlendiğinde o körfezi temizlemeniz için en az 10 milyar dolar gerekir. O zaman bu tesisler kârlı mı? Çevresel olarak değil. Kâr varsa kime? Patrona. Sana bana değil” dedi.

Balık çiftliklerinin kârı kime?
Balık çiftliklerinin kârı kime? admin
Bu içerik 1584 kez okundu.

 

ABİDİN YAĞMUR

 

Mersin’de kurulacak balık çiftlikleriyle ilgili düzenlenen panelde konuşan Doç. Dr. Enver Yaser, Türkiye’deki 2377 adet balık çiftliğinde 9 bin 950 kişinin çalıştığını, 2017 yılında yapılan ihracat miktarının ise 856 milyon dolar olduğunu belirterek,  “Herhangi bir körfez kirlendiğinde o körfezi temizlemeniz için en az 10 milyar dolar gerekir. O zaman bu tesisler kârlı mı? Çevresel olarak değil. Kâr varsa kime? Patrona. Sana bana değil” dedi. Türkiye denizlerinde bol miktarda hamsi ve sardalya avlanmasına rağmen, vatandaşın pazarda bu balıkları bulamadığını ifade eden Yaser, “Kafeslerdeki balığı beslemek için kullandığınız yemin büyük oranda balık proteini içermesi gerekir. İşte benim pazarda bulamadığım hamsi ve sardalyayı kültür balıkçıları alıp yem yapmak istiyor. Bunu yaparken de yüzde 30’unu ziyan edip tarlaya döküyor. Onun için ben 5 liranın altında balık bulamıyorum” ifadelerini kullandı.

Silifke Belediyesi ile Silifke Çevre Platformu’nun düzenlediği balık çiftlikleri konulu panel, önceki akşam Silifke’de bir otelde gerçekleştirildi.

Panelin açışında konuşan MERÇED Silifke Temsilcisi Ayşe Doğan, “Balık çiftlikleri turizme ve sit alanlarına zarar verecektir. Dana adasının arkeolojik değeri göz ardı edilmemeli.  Şimdi bu değerler balık çiftlikleriyle kuşatılıyor.  Balık çiftlikleri yatırımlarına kaygıyla ve endişeyle bakıyoruz” dedi.

Panelde, Dokuz Eylül Üniversitesi’nden emekli Doç. Dr. Enver Yaser Küçükgül de balık çiftlilerinin deniz yaşamına etkilerini ve çevresel açısından maliyetini değerlendirdi.

“Denizde yüzlerce tür, deniz suyunun kimyasını bozmadan bir arada yaşıyor. Biz de oradaki balıklara yiyerek karnımızı doyurmaya çalışıyoruz. Ben de insanın sağlık için balık yemesi gerektiğini düşünüyorum, balık üretiminden yanayım ama kültür balıkçılığını kast etmiyorum” diyen Küçükgül, İzmir’de balık çiftliklerinin kurulduğu günlerden bugüne kadar yaşanan deniz kirliliğine bizzat tanıklık ettiğini anlattı.

 

‘2000’li yılların başında bakanı koltuğundan ettiler’

 

Kültür balıkçılığına izin verilmesinin ardından şirketlerin Bodrum ve Marmaris koylarına akın ettiğini,  halkın isyan etmesi üzerine meclis araştırması açıldığını hatırlatan Küçükgül, “Meclis araştırma komisyonu üyesi milletvekilleri yöreye giderek inceleme yaptılar. Çiftlikler bu beylere üçer kasa balık hediye ettiler. Ankara’ya öyle döndüler. O raporla Çevre Bakanı Osman Pepe’yi koltuğundan ettiler ve çiftlikler yerinden kımıldatılamadı. Şimdi de devlet çiftlikleri denetleyecek diye sevinmeyin. Çünkü bizde yönetmelikleri bilim insanlarına yaptırmıyorlar” dedi.

 

 

‘Çiftlikler patlayabilir, karaya vurabilir’

 

Denizin bir bölgesinde bir balık çiftliği olursa sorunun da daha az olacağını kaydeden Doç. Dr. Küçükgül,  “Balık çiftliklerinde havuzlar 20 metre çaptan başlayıp 50 metreye, hatta orkinoslar için 200 metreye çıkıyor. Bu havuzların altında file kaplanır. Ortalama havuzlarda 500 ton, daha büyük havuzlarda bin ton balık birlikte yaşar. Binlerce balık yarım santim mesafeyle durur. 500 bin balığın aynı anda kaka yaptığını düşünün, neyle koruyacağız kendimizi?  Çiftlikler dağılabilir, karaya vurabilir. Bazen bunu çiftlik sahibi yapar. Milyonlarca balığa hastalık bulaşınca sigortadan para almak için çiftliğini patlatır. Tesislerdeki balıkların yüzde 10’u ölecek. Günde 3 bin balık ölecek. Peki bu ölen balıklar nereye gidecek? Balık yetiştiriciliğinin sürdürülebilir olması için kirlilik olmaması lazım. Kirlilik oluyorsa bir rehabilite olması lazım” diye konuştu.

 

‘Denizler kirlenince temiz olan Mersin’e geldiler’

 

Çeşme’deki Ildırı körfezine 50’den fazla balık çiftliği şirketinin yerleştiğimi hatırlatan Küçükgül,  “Benim evim o bölgede ve 40 yıldır denize girerim.  1990’lardan bu yana geçen süreçte suyun altında 2 metreden ötesini göremiyoruz. Deniz zemini adeta kül serpilmişçesine kaplı. Ildır körfezinde balık çiftliklerinin olduğu yerlerde zemin kotu 8.5 metre yükseldi. Yer yer hayat ortadan kalktı. Bu ülkemizde kültür balıkçılığının geldiği noktadır. Balık çiftliği sahipleri ticaret adamıdır, kazanacağı paraya bakar. Senin benim gireceğim denizin temizliğine bakmaz. Balık çiftliği kurduğu yerde kirlilik nedeniyle üretim yapamaz hale geldiğinde daha temiz yerler arar. Mersin kıyıları temizmiş. Yürüyün arkadaşlar der, Mersin kıyılarına gelir” ifadelerini kullandı.

 

Türkiye genelinde istihdam sayısı 9 bin 950

 

Doç. Dr. Yaser Enver Küçükgül, balık çiftliklerinin istihdam ve ihracata büyük katkı sağladığı, Türkiye’nin su ürünleri üretiminde liderliğe soyunduğu iddialarının da gerçeği yansıtmadığını belirterek sözlerini şöyle sürdürdü:

“Dünya liderliğine soyunmuş bizim balıkçılar. Ben böyle yalan görmedim. Birileri yılda 50 milyon ton balık üretimi yaparken birileri 600 bin ton üretim yapılıyorsa ona yavru gözüyle bakılır. Dünyada en düşük üretim yapan ülkenin üretim miktarı 1 milyon ton civarında. Türkiye’de ise üretim 600 bin ton civarında. Dünyanın en büyük üreticisi Çin, ardından Uzakdoğu ülkeleri gelir.  Türkiye’de hâlihazırda 2377 adet balık çiftliği var. Bunlarda çalışan sayısı 9 bin 950 kişi. 2017 yılında yapılan ihracat miktarı ise 856 milyon dolar.  Herhangi bir körfez kirlendiğinde o körfezi temizlemeniz için en az 10 milyar dolar gerekir. O zaman bu tesisler kârlı mı? Çevresel olarak değil. Kâr varsa kime? Patrona. Sana bana değil.”

 

Hamsi ve sardalya neden piyasada yok?

 

Balık çiftliklerinde kullanılan yemlerin hamsi ve sardalya gibi Türk denizlerinde avlanan balıklardan yapıldığını, bu nedenle halkın bu balıkları piyasada bulmakta zorlandığını ifade eden Doç. Dr. Küçükgül, şunları söyledi:

“600 bin ton balık varlığının yüzde 70’ini ihraç ediyoruz. Buna karşılık Uzakdoğu’dan kirli balık alıyoruz. 100 bin tona yakın ürünü dışarıdan alıyoruz. Bu hareketlilik benim balık yemem içinse 2000’li yıllarda kişi başına 8 kilogram balık tüketimi, 2018 yılı itibariyle niye 5 kilogramın altına düştü? Halkımız balık yiyemiyor. Buna etki eden birçok etken var. Birincisi, kültür balıkçılığının güvenirliği halk tarafından onaylanmadı. Halkımız kültür balıkçılığı ürünlerini nedense sevmiyor. Parası olanlar denizde avlanmış balık yemeyi tercih ediyor. Parası olmayan insanlar için de Türkiye bir cennet, hamsi ve sardalya var. Eğer sağlığınızdan endişe ediyorsanız büyük balık görünce iştahınız kabarmasın. Bir kilonun üzerinde balığı yiyorsanız bir sürü riski kabul ediyorsunuz demektir. Çünkü sağlıklı balık sezonluk balıktır. Yani bir mevsimde yetişmiş ve avlanmış balıktır. Bunlar da sardalya ve hamsidir. Ama ben pazara gidince bunları göremiyorum. Peki 18 bin ton yakalanıyor, bunları kim yiyor? Kafeslerdeki balığı beslemek için kullandığınız yemin büyük oranda balık proteini içermesi gerekir. İşte benim pazarda bulamadığım hamsi ve sardalyayı kültür balıkçıları alıp yem yapmak istiyor. Bunu yaparken de yüzde 30’unu ziyan edip tarlaya döküyor. Onun için ben 5 liranın altında balık bulamıyorum. Kişi başı yıllık balık tüketiminde 8 kilodan 5 kiloya düşmemizin nedenlerinden biri bu. 880 kilogram yemin balığa giden kısmı 200 kilogram. Yani 5’te bir. Peki, 5’te 4’ü nerede? Biz buna atık diyoruz. Bunlar su kalitesini etkiliyor. Bu tür tesislerde derinlik ve akıntı aranır. Bunun nedeni sizin keyfiniz değil. Üretim kalitesi ve bırakıp gittiklerinde kirlilik dağılsın diye. Kalkıp da bu sektör temsilcileri denizi kirletmiyoruz diyebilir mi? Kirletiyorsa arıtma tesisi kurabilir mi? Ben bir sektör yasaklansın demiyorum, bunları soruyorum.”

 

‘Silifke Belediyesi olarak karşıyız’

 

Panelde konuşan Silifke Belediye Başkanı Mustafa Turgut da,  “Bizler cennetten bir köşede yaşıyoruz. Mersin sahil şeridinin 115 kilometresi bize ait. Çevresel anlamda her gün yeni bir saldırı ile karşılaşıyoruz. Şimdi de balık çiftlileri saldırısı var kıyılarımıza” dedi.

Balık çiftlilerinin Silifke kıyılarında kurulmasına karşı olduklarını ifade eden Turgut sözlerini şöyle sürdürdü:

“Birkaç ay önce belediye meclisinde söz aldım ve dedim ki Silifke Belediye Başkanı olarak balık çiftliklerine karşıyım dedim. Karşı olmak için bilimsel inceleme yapmaya bile gerek yok. Belirli bir bölgeye balıklar sıkıştırılıyor ve Tanrı’nın yarattığı doğal yaşam alanları, doğal sistem bozuluyor. Bunu çok sık, kütlesel şekilde yaparak zaten doğanın dengesini bozuyorsunuz. Bu bile balık çiftliklerine karşı çıkmak için bir kanıt. Aslında ÇED toplantısı yapacaklarını sanmıyordum. 950 ton üretim yapanların ÇED raporu alması gerekmiyor. 950 ton diyerek birçok yerde çiftlik kurdular ve ÇED toplantısından kurtuldular. Ama şimdi anlıyoruz ki bu da yetmemiş, çok daha büyük projeler hazırlamışlar.  Dana adası civarında planlanan bir çiftlikte yıllık 1650 ton atık çıkacak. 16500 ton yapay beslenme var. Bunun 43 ayrı yerde yapıldığını düşünürseniz, bundan sonra o bölgeyi kaybetmiş olursunuz. Seçilen bölgeler çok ilginç. Dana adası birinci derece sit alanı. Antik tersaneye ev sahipliği yapmış yer. Bu bölgede 4 tane de turizm geliştirme alanı var. Çevre Düzeni Planı’nda Dana adası Çevre Koruma Alanı olarak geçiyor. Çevre Koruma Alanı olarak işaretlenmiş bölgeye bunu nasıl yaparsınız? Hem sit alanı, hem turizm gelişme bölgesi, hem doğal koruma alanı ama sanki hiç yapılmaması gereken yere kasıtlı yapıyorlar gibi.  Belediye olarak buna karşıyız. Ama yapılan icraatın belediye ile alakası yok. Balık çiftliklerine karşı olduğumuzu bir kez daha ilan ediyorum. Gücümüz neye yetiyorsa destek vereceğiz. Bu cennet köşe hepimizin ve hep birlikte korumak zorundayız.”

 

 

Advert
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Meski’den su kesintisi uyarısı
Meski’den su kesintisi uyarısı
Yeşilboğaz: Basmakalıp Hukukçular Yetişmemeli
Yeşilboğaz: Basmakalıp Hukukçular Yetişmemeli