Advert
Advert

Akkuyu Davasında Bilirkişi raporuna tepki

​Mersin'den bir vatandaş adına Akkuyu Nükleer Güç Santrali'nin ÇED raporunun iptali istemiyle Anayasa Mahkemesi'ne başvuran Avukat Yeşim Dağgeçen, ÇED iptal talebini reddeden Danıştay kararını, "Bu dava, Türkiye'nin, hangi şartlar altında, bilirkişi raporlarının nasıl bilimsellikten uzak şekilde, nasıl eksik ve yanlış bilgilerle nükleer santral kurmaya çalıştığına yönelik dünyada örnek bir dava olarak kayıtlara geçecektir?" dedi. Dava için görevlendirilen bilirkişinin tarafsız olmadığını, yanlış ve eksik bilgilerle dolu bir rapor hazırladığını savunan Dağgeçen, Akkuyu NGS'nin ÇED raporunda atıkların nerede depolanacağından, nasıl taşınacağına kadar birçok sorunun yanıtsız bırakıldığını, yöredeki canlı yaşamının ve halkın görüşünün dikkate alınmadığını söyledi ve “ Raporu esas alarak verilen karar yargılamanın tarafsızlığına gölge düşürmüştür”ifadesini kullandı.

Akkuyu Davasında Bilirkişi raporuna tepki
Akkuyu Davasında Bilirkişi raporuna tepki admin
Bu içerik 850 kez okundu.

ABİDİN YAĞMUR

-Akkuyu Nükleer Güç Santrali'nin ÇED raporunun iptali istemiyle 2014 yılında Mersin 1. İdare Mahkemesi'nde 13 kişi tarafından dava açılmış, davalar 2015 yılında Danıştay 14. Dairesi'nde birleştirilmişti. Danıştay 14. Dairesi, 2015 yılında aldığı kararla iptal talebini reddetmiş,  dosya temyiz edilince Danıştay İdari Dava Daireleri  Kurulu'nca ele alınmıştı. Kurul da, 20 Haziran 2018'de temyizi reddetmiş ve ÇED raporunun iptal edilmeyeceğini kesinleştirmişti.

İç hukuk yollarının tükenmesinin ardından davacılara, dosyayı Anayasa Mahkemesi'ne götürme hakkı doğmuştu. Taşeli Platform Sözcüsü Zeki Karabulut da, Avukat Yeşim Dağgeçen aracılığıyla Anayasa Mahkemesi'ne bireysel başvuruda bulundu.

Avukat Yeşim Dağgeçen başvuru dilekçesinde, "Başvurucu  olarak müvekkilim kimya mühendisi olup halen emeklidir   Yıllardır  çeşitli sivil toplum kuruluşu ve  platformlarda   çevre aktivisti olarak     çalışmaktadır  Bölgemizde kurulmak istenen  Akkuyu Nükleer Santralinin  zararlı etkilerinin  çevre, insan  ve her türlü canlı sağlığına  ve ülke geleceğine olumsuz etkilerinin yönetenlerimizce anlaşılması noktasında mücadele veren bir yurttaş sorumluluğu ile başvuruyu yapmaktadır" dedi.

'ÇEVRE İÇİN HERKESİN BAŞVURU HAKKI VAR'

Çevre Kanunu’nun 30. Maddesinde 'Çevreyi kirleten veya bozan bir faaliyetten zarar gören  veya haberdar olan herkesin ilgili mercilere başvurabileceği'nin düzenlendiğini ifade eden Dağgeçen, "Bu düzenleme bir bakıma, çevreyi bozan veya kirleten faaliyetlerin esasen herkesin çevre hakkını ihlal ettiğinden yola çıkarak herhangi bir menfaat veya hak ihlali koşulu aranmaksızın herkesin idari veya yargısal başvuru hakkını kullanır biçiminde somutlaşan hak ve yetkidir" ifadelerini kullandı.

13 DAVANIN BİRLEŞTİRİLMESİ DOĞRU DEĞİLDİ

Bu çerçevede,  Mersin Barosu, Tabip Odası ve bir çok vatandaşın da davacısı olduğu, Nükleer Güç Santrali  Çevresel Etki Değerlendirmesi olumlu raporunun iptal edilmesi davasının Danıştay'ca reddedildiğini hatırlatan Dağgeçen,  "Başvuruya konu davada, yapılan yanlışlardan biri;  13 ayrı davaya ilişkin bilirkişi incelemesi aynı anda aynı bilirkişilerle ve aynı mahkeme heyetiyle usule  ve hukuka aykırı olarak yaptırılmış, keşif ve akabinde bilirkişi raporları anlatılan biçimde tanzim edilmiştir. Böylece her davanın kendine özgü koşulları altında değerlendirilmesi engellemiş, davalardaki talep, istem sonucu ve amaçlanan kamu menfaati göz ardı edilerek bilirkişi incelemesi yaptırılmıştır. Ayrıca, 13 ayrı dosya kapsamında, her dosya için ayrı ayrı bilirkişi ücreti alınmış olmasına karşın, tüm dosyalar için tek bilirkişi raporu hazırlanmasıyla da vatandaşın hukuka ulaşmasının en az masrafla olması gerektiği ilkesi çiğnenmiştir. 13 davanın, toptancı bir hukuk anlayışı ile tek torbada toplanması, değinilen değerlendirme ve usul hataları, aslında tek başına bile haklı bir itiraz sebebidir" görüşünü dile getirdi.

'BİLİRKİŞİ, NÜKLEER SANTRAL ŞİRKETİNE ÖNERİLERDE BULUNDU'

 

Bilirkişi heyetinin, davacı tarafın adını  ve iddialarını dahi yazmadan, iddiaları yerinde tartışmadan raporunu tanzim ettiğini,   raporun hiçbir yerinde keşif tarihinden ve koşullarından bahsedilmediğini belirten Dağgeçen şu ifadeleri kullandı:

"Ayrıca, kararın ve onamaya esas bilirkişi raporunun geneli üzerine bir değerlendirme yaptığımızda;  rapor bilimsellik, nesnellik, yöreye özgü koşullar ,vatandaşın  yüzde 85'i aşan kısmının  nükleer tesisi istememesi durumu, hukuki anlaşma ve metinler  gözardı edilerek,  dava dilekçesindeki iddialar tartışılmadan ve cevaplarla karşılık bulmadan, bilirkişi heyetinin nükleer santral inşa eden şirketlerin kurduğu bir kuruluş olan World NuclearAssociation’a ait internet sitesi ve Wikipedia gibi bilimsel ve güvenilir olmayan kaynaklar üzerinde değerlendirme yapılarak tanzim edilen, dava konusu ÇED olumlu kararı  lehine olan davalı ve proje sahibi lehine  açıklama ve tavsiyelerde bulunulan, bilirkişilerin  tarafsızlığına ve yetkinliğine gölge düşüren bir metin olup  bu raporu esas alarak   verilen karar yargılamanın tarafsızlığına gölge düşürmüştür. Bu bağlamda; bilirkişi heyetinin hukuki değerlendirme yasağını çiğnediğini ve gerçeğe aykırı bilirkişilik suçu ile beraber görevi kötüye kullanma suçunu da işlendiği dosya ile anlaşılmaktadır."

'HEYETİN O OTELDE KALMASI TARAFSIZLIĞA GÖLGE DÜŞÜRDÜ'

Danıştay İdari Davalar Genel Kurulu'nun kararına esas olan raporu yazan bilirkişi heyetinin tarafsızlığını yitirdiğini ifade eden Dağgeçen,  "Davanın bilirkişileri, Ünal Aldemir, Niyazi Meriç, Haluk Yücel,  Ayşe Nilsu Demir'in  4 Temmuz 2016 ve 10 Temmuz 2016  tarihlerinde  keşif tarihi öncesi ve sonrası, AkkuyuNükeer Santrali projesini yapan  ULU grup isimli şirkete ait Ulu Resort Otel'de konakladıkları gerek otel gerekse resmi kayıtlarla sabit olup bu durum  tüm itirazlarımızın yanı sıra  raporun ve  bilirkişilerin reddi sebebi iken  tüm itirazlarımız  ve bu durum yok sayılmıştır. Mahkemece, bu çerçevede bilirkişilerin reddi talebinin kabul edilmemesi, yeni bilirkişi heyeti atanmaması, dosyamıza özgü yeni bir keşif ve bilirkişi raporu  aldırılmaması, adil yargılanma hakkına ilişkin ilkelerinin ihlali anlamına gelmektedir" dedi.

'13 ÜYELİ KURULDAN 5 ÜYENİN İTİRAZ ETMESİ HAKLILIĞIMIZI GÖSTERİR'

ÇED iptali konusunda açılan davanın reddinin  geri dönülmez ve onarılmaz bir yolun başlangıcı olarak sadece Mersin halkını, Mersin ekosistemini, tarımını, turizmini değil tüm Türkiye'yi ve tüm bölgeyi  feda eden,  yaşam hakkı, çevre hakkı  gibi temel  hakların açık ihlali niteliğinde bir karar olduğun işaret eden Avukat Yeşim Dağgeçen, dava dilekçesinde şu görüşlere yer verdi:

"Danıştay İdari Dava Daireleri  Kurulunun  20 Haziran 2018 tarihli kararının,  13 üyeli İdari Dava Daireleri Kurulu'nun başkanı dahil beş üyesinin gerekçeli  muhalefet şerhi ile bağlanmış olması da  hukuken haklılığımızın diğer bir göstergesi ve kararın hukuken ne kadar tartışmaya açık olduğunun delilidir. Kesin nitelikte olması nedeniyle karar düzeltme yoluna başvuru şansı bulunmayan, çoğunluk görüşünde de hukuki haklı bir gerekçe ihtiva etmeyen, karara karşı oy kullanan beş üye detaylı olarak hazırladıkları görüşlerinde, uzman kişi ve kurumların görüşleri karşısında, ÇED Raporu'ndaki bilgi ve verilerin eksik ya da yanlış olduğu yolundaki iddiaları da gözeterek, teknik bilgi gerektiren bu hususların araştırılıp açıklığa kavuşturulması gerektiğini ayrıntılı biçimde  ifade etmişlerdir.Bu husus dahi tek başına, ihlal edildiğini iddia ettiğimiz hak ihlallerinin gerçekleştiğinin temel göstergelerindendir.  Bu dava, Türkiye'nin, hangi şartlar altında, bilirkişi raporlarının nasıl bilimsellikten uzak şekilde, nasıl eksik ve yanlış bilgilerle nükleer santral kurmaya çalıştığına yönelik dünyada örnek bir dava olarak kayıtlara geçecektir."

 

'FUKUŞİMA'DAN DERS ÇIKARILDI MI?'

Avukat Yeşim Dağgeçen, dava dilekçesinde AkkuyuNGS'ye verilen ÇED Olumlu kararı mer’i mevzuata, anayasaya, hukuka, insan haklarına ve kamu yararına aykırı nitelikte olduğunu savundu. Dağgeçen'in başvuru dilekçesinde yer verdiği argümanlardan bazıları şöyle:"ÇED Raporu’nda Akkuyu Nükleer Enerji Santrali’nde uygulanacak emniyet şartlarına ilişkin sınırlı bilgiye yer verilmiştir. Türkiye’ye yönelik emniyet şartlarının mevcut olup olmadığı raporda anlaşılmamaktadır. Akkuyu Nükleer Enerji Santrali’nin  IAEA emniyet şartları, anlaşılır ve ayrıntılı bir ulusal nükleer düzenleme belgeleri sistemine entegre edilmemiştir . Raporda yer alan bilgiler Akkuyu projesinin emniyet şartları ve hedeflerini oluşturmada WENRA şartlarının ve Fukuşima kazalarından çıkarılan derslerin göz önünde bulundurulup bulundurulmadığı sonucunu içermemektedir."

'BETON KORUMALI KONTEYNIRLAR İLK TASARIMDA YOK'

"Raporda işletim ve işletimden çıkarma sırasında oluşacak radyoaktif atığın çimentolama tesislerinde işleneceği ve uzun zamanlı depolama için zırhlı konteynırlarda saklanacağı bilgisine yer verilmektedir. Katı radyoaktif atıklardaysa atık yakımı yöntemi uygulanacaktır. Alanda kurulması planlanan çimentolama tesisleri ve yakım üniteleri santralin ilk tasarımında mevcut  değildir ,bu tesisler için ne tür bir teknolojiden faydalanılacaktır, paketlenmiş atıklar için ne tür beton korumalı konteynırlar kullanılacaktır hususu hiçbiri raporda  yer almamıştır. Paketlenmiş radyoaktif atıklar için alanda geçici bir depolama tesisi kurulması planlanmamıştır."

 

'ATIKLARI MİKTARI VE NEREDE DEPOLANACAĞI RAPORDA YOK'

Akkuyu Nükleer Enerji Santrali’nin işletimi ve işletimden çıkarımı sırasında üretilecek ve paketlenecek atıkların toplam miktarı raporda hesap edilmemiş, belirtilmemiş, düşük ve orta seviyeli atıklara yönelik ulusal bir nihai depolama ünitesi kurulması planlanmamıştır. Bu tesis yapılacaksa nereye yapılacak, bu tesisin  yer lisansı alındı mı, nasıl bir tesisin kurulması planlanıyor bu soruların tamamı raporda cevapsız bırakılmıştır. Raporda bu konulara  ilişkin hiçbir bilgiye yer verilmemiş olup bu soruların her biri birbirine bağlıdır ve projenin erken safhalarında anlaşılır yanıtlar sağlanması gerekmektedir."

 

'MERSİN'DEN RUSYA'YA ATIK TAŞINIRKEN OLUŞACAK RİSKLER ANLATILMAMIŞ'

ÇED raporunda kullanılmış atık çubuklarını taşıyan konteynırların Rusya Federasyonu limanlarına ulaştırılacağı belirtiliyor. Kullanılmış atıkların Rusya’ya taşınmaması durumunda ise; Türkiye’de depolanması için yeterince kapasite olduğu belirtiliyor. Ancak bu depolama alanının güvenlik şartları ve riskleri hakkında herhangi bir bilgi bulunmuyor. Haritaya baktığımızda Akkuyu ve Rusya Federasyonu limanları arasındaki rotanın epey zorlu olduğunu görüyoruz. Akdeniz ve Karadeniz’i geçtikten sonra Nicosia, Atina ve İstanbul gibi büyük şehirlerin yakınından geçmek gerekiyor. Tüketilmiş yakıt çubuklarının taşınması güvertesiz yük taşıma tekneleri olan mavnalar aracılığıyla yapılacak. Ancak raporda ulaştırma kazalarına dair bir kaza analizi yürütülmediğini ve  olası kazaların göz önünde bulundurulmadığı, güvenlik incelemesinde terör saldırıları veya savaş koşullarının  ulaşım açısından ele alınmadığı, neden gemi yerine mavna teknelerinin kullanılmasına nasıl karar verildiği, mavna özellikle radyoaktif materyallerin taşınması için  tasarlanıp tasarlanmadığı, hangi kazalara karşı  tasarlandığı konuları yer almamıştır. Yüksek ve orta seviyeli atıklar Türkiye’ye geri gönderilecekse bu atıklar için depolama alanlarının kurulması gerekmektedir. Nükleer enerji santrallerinin kurulumundan önce bu tür atıklar için depolama alanlarının planlanması doğru bir uygulama örneğidir. Rusya’nın yüksek seviyeli atıkları iade etme politikası açık olup depolama konusunda rapor ayrıntı içermemektedir."

 

 

Advert
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
8 yıldır dinmeyen acı
8 yıldır dinmeyen acı
Başkan Can, hizmet bilgilendirme toplantısı yaptı
Başkan Can, hizmet bilgilendirme toplantısı yaptı