Dana Adası’nda 3 bin yıllık tersane bulundu

​Dana Adası'ndaki 3 bin yıllık tersanede, 220 sarnıç ve 14 çekek yeri bulundu.

Dana Adası’nda 3 bin yıllık tersane bulundu
Dana Adası’nda 3 bin yıllık tersane bulundu admin
Bu içerik 171 kez okundu.

Mersin'in Silifke ilçesine 2 kilometre uzaklıkta, yaklaşık 6 kilometrekare büyüklüğündeki Dana Adası'ndaki 3 bin yıllık tersanede, 220 sarnıç ve 14 çekek yeri bulundu.Deniz Haber Ajansı’nın haberine göreUluslararası Sitler ve Anıtlar Konseyi (ICOMOS) Sualtı Kültür Mirası Komisyonu Genel Sekreteri Doç. Dr. Hakan Öniz, Kültür Bakanlığı izniyle ve Silifke Müzesi Başkanlığı'nda Mersin'in Silifke ilçesinde bulunan Dana Adası üzerindeki çalışmaların 2015 yılında başladığını belirtti. Bilimsel danışmanlığı yaptığı çalışmalarda Dana Adası'nın arkeolojik öneminin giderek yoğun biçimde ortaya çıktığını kaydeden Doç. Dr. Öniz, "Dana Adası'nda 2016 yılında 276 antik çekek yeri ortaya çıkarmıştık. Geçen yıl ve bu yıl ise toplam 220 sarnıç tespit ettik. Bunların hepsinin tek tek çizimleri yapıldı, hacimleri hesaplandı. 2018 yılında yaptığımız çalışmalarda gemilerin sandallarının da özel çekek yerlerinde yapıldığını gördük. Bu da muhtemelen bu alanda dünyada ilk kez karşımıza çıkıyor. Özel olarak dizayn edilmiş 14 sandal çekek yeri tespit ettik" dedi.

Dana Adası'ndaki antik tersanenin dünyadaki varlığını ve bütünlüğünü korumuş en büyük ve muhtemelen en eski tersane olabileceğini düşündüklerini aktaran Doç.Dr. Öniz, "Bu tersanenin en az 3 bin yaşında olduğunu tahmin ediyoruz. Tunç Çağı'ndan itibaren Demir Çağı, Klasik Dönem, Helenistik Dönem, Roma ve Bizans dönemlerinde çok yoğun kullanıldığını gösteren kanıtlara ulaştık. Savaş ve ticaret gemilerinin yapımı gerçekleşmiş. Döneminin denizcilik endüstrisini yansıtan muazzam bir tersane" diye konuştu.

2018 yılı çalışmalarında tersane işçileri, güvenlikte kullanılan askerler, tersane işçilerinin aileleri olmak üzere ada üzerinde yaşayan toplam nüfusun kaç kişi olduğuna yönelik bir çalışma da yürüttüklerini belirten Doç. Dr. Öniz, şunları kaydetti; "Çalışmalarımızda ada üzerindeki 220 sarnıç tespit ettik, ama bunların 300'den fazla olduğunu düşünüyoruz. En az 12 bin kişinin yaşadığını düşündüğümüz adada bu sarnıçlar sayesinde su problemi olmadan hayatın sürdürüldüğünü tahmin ediyoruz. Adada tarım için kullanılabilecek arazi kısıtlı sahada yapılmış. Kendilerine yetecek kadar tarım yapmaya çalışmışlar. Hayvancılık hemen hemen hiç yok. Ada üzerinde M.Ö.6'ncı binlerde yaşam olduğunu tespit ettik. İnsanlar en azından o dönemde adaya avlanmaya gelmiş. Muhtemelen M.Ö. binden itibaren de ada üzerinde tersane endüstrisi başlamış."

Dana Adası'nın Kilikya bölgesindeki tüm kentlerle ilişki içinde olduğunu da anlatan Doç. Dr. Öniz, "Adanın Kıbrıs ile de bağlantısı var, çünkü M.Ö. 7-6'ncı yüzyıla tarihlenen Kıbrıs amforaları bulduk" dedi. Yüzey araştırmaların adada en az 8 bin yıldır insanların varlığını kanıtladığını ifade eden Doç. Dr. Öniz, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Halen adadaki tersane alanındaki bazı yapıların dünyada benzeri yok. Yapılan çalışmalar, M.Ö. 2 ve 1'inci yüzyıllardaki meşhur Kilikya korsanlarının gemilerinin de bu adada yapıldığını kanıtlıyor. Bu tersanenin dünyada ayakta kalan bir benzeri yok. Dana Adası, denizcilik ve tersanecilik alanında dünyada bugüne kadar bilim dünyasının görmediği birçok yeni şeyi karşımıza çıkarmaya devam ediyor."

'DENİZLİK TARİHİNE ÖNEMLİ KATKILAR SAĞLAYACAK'

Türkiye'nin, dünya denizciliği için eşsiz bilgi kaynağını korumayı başardığını vurgulayan Doç. Dr. Öniz, "2018 yılında şu ana kadar ada üzerinde yüzeyden görülebilen yapıların tespitleri ve çekek yerlerinin çizimleri ve plana alınması gerçekleşti. Artık bundan sonraki hedefimiz Dana Adası'nın gerçekte hangi dönemlerde kullanıldığını tam olarak kanıtlayabilecek bilimsel verilere ulaşmak. Bunun için de Kültür Bakanlığı ile birlikte ada üzerinde kazılara başlamayı hedefliyoruz. Bu kazılar dünya denizcilik tarihine önemli katkılar sağlayacak" ifadelerini kullandı.

SU ALTI ARAŞTIRMALARINA BAŞLIYOR

Uluslararası Anıtlar ve Sitler Konseyi Uluslararası Sualtı Kültür Mirası Komisyonu (ICOMOS ICUCH) Genel Sekreteri Doç. Dr. Hakan Öniz, 8 bin 500 kilometrelik kıyı şeridi uzunluğuna sahip Türkiye'nin su altı arkeoloji anlamında son derece şanslı olduğunu söyledi.

Türkiye'de su altı kültür mirasını koruma ve arkeoloji çalışmalarının Osmanlı Dönemi'nde başladığını vurgulayan Öniz, 1874 yılında Eski Eserleri Koruma Yasası'nda Osman Hamdi Bey ve arkadaşlarının denizlerin, nehirlerin, göllerin altındaki tarihi eserlerin devlete ait ve bunların korunmasının gerekli olduğunu oraya koyduğunu hatırlattı.

ADANA'DA ENVANTER ÇALIŞMASI 

Öniz, Akdeniz Üniversitesine ait 27 metre uzunluğundaki 20 kişi kapasiteli ve en ileri teknolojilere sahip "Arkeo" adlı gemide öğrencilerle beraber Akdeniz'in su altında çalışmalarını yaptıklarını kaydetti.

Mersin ve Antalya kıyılarında çalışmalar gerçekleştirdiklerini dile getiren Öniz, kısa süre önce Adana'nın da su altı varlıklarının tespiti ve buradaki antik limanların gün yüzüne çıkarılması için envanter oluşturma çalışmalarına başlandığını söyledi.

Gemilerinde yanal taramalı sonardan, deniz tabanını tespit etmeye yarayan aletlere ve su altı robotlarına kadar her türlü teknolojik imkanın bulunduğunun altını çizen Öniz, şöyle devam etti:

"Biz ülkemizin Akdeniz kıyılarında ağırlıklı olarak çalışıyoruz, Öyle muazzam bir ülke kıyısında yaşıyoruz ki ilk tarihin, coğrafyanın, tarımın, hayvancılığın, paranın, yelkenli denizciliğin ve buna benzer birçok ilkin dünyada ortaya çıktığı kıyılarda ve su altındayız. Doğal olarak binlerce yıllık bu miras suyun altında da devam ediyor. Yalnızca gemi batıklarına değil, örneğin neolitik dönem dediğimiz günümüzden yaklaşık 7 bin sene öncesinde yerleşilmiş ve günümüzde suyun altında kalmış yerleşimleri de inceliyoruz. Geçmişten günümüze kalan yapılar, batıklar ve bunun dışındaki her bir kalıntı su altı arkeolojinin inceleme alanına giriyor. Bu bahsettiklerimin hepsi bugüne kadar Antalya ve Mersin sahillerinde bol bol bulundu, şimdi sıra Adana sahillerinde."

"SU ALTINDA BİRÇOK BATILI ÜLKENİN ÖNÜNDEYİZ"

Öniz, su altı arkeolojisi yüksek lisans programlarından mezun olan öğrenci sayısının 30'u geçtiğini dile getirerek, şöyle konuştu:

"Türkiye su altı arkeolojisi alanında dünyanın en iyi, en ileri 5 ülkesi arasındadır. Bunu çok net söyleyebilirim. Sayıca bakıldığında ülkemizde faal 5, 6 ekip bulunsa da dünyada en iyilerden olduğunu söyleyebilirim. Bizim ekip sayımız İngiltere'dekinden, İtalya'dakinden, Fransa'daki ekip sayısından daha az değil. Birçok ülkede bu alanda bilimsel faaliyet hiç yok. Örneğin Almanya'da su altı arkeolojisinin akademik eğitim programı yok. Almanya'da su altı arkeolojisi Türkiye ile kıyasladığınızda çok daha geriden geliyor. Buna benzer birçok gelişmiş batılı ülkenin önünde olduğumuz söyleyebilirim." 

UNESCO'nun 2001 yılında su altı kültür mirasının korunması amacıyla bir sözleşme ortaya çıkardığını hatırlatan Öniz, 60'a yakın ülkenin bu sözleşmeye imza atarak taraf devlet haline geldiğini belirtti.

Öniz, kendilerinin de UNESCO ile 2012 yılında Selçuk Üniversitesinin liderliğinde UNESCO Su Altı Arkeolojisi UnitwinNetwork'u kurduklarını, bu faaliyetlerin Akdeniz Üniversitesinde devam ettiğini kaydetti.

Selçuk Üniversitesi arkeoloji bölümü 3. sınıf öğrencisi Kardelen Gerçek de iki yıldan bu yana "Arkeo" gemisinde araştırma çalışmalarına katıldığını, su altı arkeolojisiyle ilgilenmenin bu alanda bir ayrıcalık olduğunu kaydetti.

Yüksek lisans öğrencisi Günay Dönmez ise 5 yıldan bu yana gemide çalıştığını, su altını araştırmanın yanı sıra gemide teknik konularda bazı donanımları kullandığını ve büyük deneyim kazandığını belirtti.DENİZ HABER AJANSI

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
İklim için ses verdiler
İklim için ses verdiler
Meme kitlelerinin görülmesi 11 yaşa kadar düştü
Meme kitlelerinin görülmesi 11 yaşa kadar düştü